15 Haziran 2020

"Tavuskuşu Güncesi" Ekim'e kaldı


Pandemi nedeniyle oluşan belirsiz ortam, yayın dünyasındaki koşulları da olumsuz etkilemeye devam ediyor ne yazık ki. Haziran'ın ikinci yarısında çıkması gereken "Tavuskuşu Güncesi" adlı yeni romanım da bu olumsuzluklardan nasibini aldı. Yeni planlamaya göre kitap, ekim ayının ilk haftasında piyasada olacak.Üç buçuk aylık bir bekleme daha var yani, üzülerek duyururum.

11 Haziran 2020

Côte d'Azure: Mavi, mavi, masmavi

 

Dört aydır pandemi nedeniyle hiçbir yere kıpırdayamadık; belirsiz bir süre daha da kıpırdayamayacağız gibi görünüyor. En azından, yurt dışı geziler şimdilik ciddi bir muamma. Uçuşlar başlasa bile fiyatlar el yakacak; bazı ülkeler (aslında birçoğu) uzun süre "sosyal mesafe" kısıtlamalarını sürdüreceği için gidilen yerlerden büyük olasılıkla fazla keyif alınamayacak; kısacası seyahatler eskisi gibi olamayacak gibi görünüyor şimdilik. Madem öyle, biz de eski defterleri dürelim ve yaz sıcağının başladığı şu günlerde mavinin en güzel tonlarını sergileyen Côte d'Azure bölgesini anlatan bir seyahat yazısı koyalım buraya. Var mı Güney Fransa kıyılarıyla ilgilenen? Eh buyrun o zaman.

08 Haziran 2020

Lyon: Bir nevi Mezopotamya



Dürüst olmak gerekirse, pandemi nedeniyle yaşadığımız karantina süreciyle ilgili pek fazla rahatsızlığım olmadı. Yaşamsal bir konuda tedbirli davranıp sosyal hayatı sıfırlamak, madalyonun diğer yüzünü, yani enfekte olup ciddi sağlık sorunları yaşamayı düşününce, gayet katlanılabilir bir bedeldi. Mart'tan bu yana tek bir rahatsızlığım var: Seyahat edememek. Pasaport, vize orada kuzu kuzu bekliyor ama siz hiçbir yere kıpırdayamıyorsunuz; çok sevimsiz bir durum. "Madem öyle, bugüne kadar gezdiğimi kâr sayıp, o yolculuklarla ilgili yazılar koyayım blog'uma" diye düşündüm. Sahi, bu kadar gezen biri olarak niye bir seyahat yazıları bölümü başlatmıyordum ki? Pandemi öncesi en taze anılarla başlamaya karar verdim ve şubat sonu yaptığım o çok keyifli Lyon seyahatinden kesitler belirdi gözümün önünde. (Döner dönmez karantina ortamında bulmuştuk kendimizi zaten.) Haydi buyrun, hep birlikte siftahı Lyon'la yapalım.

05 Haziran 2020

Tavuskuşu Güncesi: Bir romanın özgeçmişi



Yazılması aralıklarla yaklaşık beş yıl sürdü Tavuskuşu Güncesi'nin;  yayımlanması da aşağı yukarı iki yılı bulan bir bekleyişin ardından gerçekleşiyor. (Ben bu son evreye, "demlenme süreci" demeyi seçiyorum.) Kitabın okurla buluşmaya hazırlandığı şu günlerde, arka planda yaşananları ve avukat Metin'in sıradışı serüvenine giden süreci kısaca özetlemek istedim. Muhtemelen, daha sonra buna pek vaktim olmayacak.

03 Haziran 2020

Tavuskuşu Güncesi - İlk "teaser"



Evet, bir hayli uzun bir bekleyiş oldu ama yeni romanım "Tavuskuşu Güncesi", okurla buluşmak için günleri sayıyor artık. Haziran'ın ikinci yarısında, Doğan Kitap etiketiyle tüm kitapçı ve online satış sitelerinde olacak. Yazılması 5 yıl, yayımlanması da iki yıla yakın süren bu romanla ilgili birçok ayrıntıyı ilerleyen günlerde bol bol buradan paylaşacağım elbette. Şimdilik sadece, dün gece itibarıyla sosyal medyada paylaşmaya başladığım, romanla ilgili ilk kısa "teaser" ile baş başa bırakıyorum sizleri. Az kaldı, az. Gerçekten çok az kaldı :)



14 Aralık 2018

İnsan soyunun geldiği noktaya postmodern bir ağıt





Altın Ev / Salman Rushdie / Çev: Begüm Kovulmaz / Can Yayınları

Salman Rushdie, hiç kuşkusuz modern dönemin en etkili hikâye anlatıcılarından biri. Yola çıkmadan önce neyi anlatacağını çok iyi biliyor ve yoldayken de bunu nasıl anlatacağı üzerine uzun uzadıya kafa yorup, alışılmış kalıpları elinin tersiyle bir kenara iten çok parçalı tekniklerle okura her sayfada, her paragrafta, her cümlede benzersiz keyifler sunmayı başarabiliyor. Amerika'da yayımlanışından bir yıl kadar sonra Türkçe'ye çevrilen ve geçtiğimiz sonbaharda okura ulaşan son romanı "Altın Ev" için de geçerli bu durum. Ne var ki, bu kez hem tarz hem de dil olarak alışılmıştan hayli farklı bir Rushdie anlatısıyla karşı karşıyayız. İçeriği ve vurguları açısından belki de "insan soyunun geldiği noktaya postmodern bir ağıt" da diyebileceğimiz bu roman, yazarın o çok yatkın olduğu büyülü ve masalsı dokuyu (muhtemelen bu seferlik) bir kenara bırakıp, biraz "tekinsiz" bir gerçekçiliğe yelken açıyor.

05 Aralık 2018

Babil dilinde çekilmiş ilk film


Geçen hafta YouTube'da sessiz sedasız paylaşılan "Nippur'lu Yoksul Adam", dünyada Babil dilinde (Akkadca) çekilmiş ilk film. Oynayanlar, Cambridge Üniversitesi Asuroloji bölümü öğrencileri. Hikâye, yaklaşık 3000 yıllık kil tabletlerden deşifre edilen çok eski bir metin. Tabletlerin kırık bölümleri nedeniyle oluşan boşluklar, videoda distorsiyon efektiyle belirtilmiş. Ama hikâye kendi içinde bütünlüğe sahip. Bronz çağında Enlil'in kutsal kenti Nippur'da yaşayan yoksul bir adamın, kendisini aşağılayan Bey'den aldığı intikamı anlatıyor. Altyazı seçeneğini açmayı unutmayın, iyi seyirler :)