Yazılması aralıklarla yaklaşık beş yıl sürdü Tavuskuşu Güncesi'nin; yayımlanması da aşağı yukarı iki yılı bulan bir bekleyişin ardından gerçekleşiyor. (Ben bu son evreye, "demlenme süreci" demeyi seçiyorum.) Kitabın okurla buluşmaya hazırlandığı şu günlerde, arka planda yaşananları ve avukat Metin'in sıradışı serüvenine giden süreci kısaca özetlemek istedim. Muhtemelen, daha sonra buna pek vaktim olmayacak.
05 Haziran 2020
03 Haziran 2020
Tavuskuşu Güncesi - İlk "teaser"
Evet, bir hayli uzun bir bekleyiş oldu ama yeni romanım "Tavuskuşu Güncesi", okurla buluşmak için günleri sayıyor artık. Haziran'ın ikinci yarısında, Doğan Kitap etiketiyle tüm kitapçı ve online satış sitelerinde olacak. Yazılması 5 yıl, yayımlanması da iki yıla yakın süren bu romanla ilgili birçok ayrıntıyı ilerleyen günlerde bol bol buradan paylaşacağım elbette. Şimdilik sadece, dün gece itibarıyla sosyal medyada paylaşmaya başladığım, romanla ilgili ilk kısa "teaser" ile baş başa bırakıyorum sizleri. Az kaldı, az. Gerçekten çok az kaldı :)
14 Aralık 2018
İnsan soyunun geldiği noktaya postmodern bir ağıt
Altın Ev / Salman
Rushdie / Çev: Begüm Kovulmaz / Can Yayınları
Salman Rushdie, hiç kuşkusuz modern dönemin en etkili hikâye
anlatıcılarından biri. Yola çıkmadan önce neyi anlatacağını çok iyi biliyor ve
yoldayken de bunu nasıl anlatacağı üzerine uzun uzadıya kafa yorup, alışılmış
kalıpları elinin tersiyle bir kenara iten çok parçalı tekniklerle okura her
sayfada, her paragrafta, her cümlede benzersiz keyifler sunmayı başarabiliyor.
Amerika'da yayımlanışından bir yıl kadar sonra Türkçe'ye çevrilen ve geçtiğimiz
sonbaharda okura ulaşan son romanı "Altın Ev" için de geçerli bu
durum. Ne var ki, bu kez hem tarz hem de dil olarak alışılmıştan hayli farklı
bir Rushdie anlatısıyla karşı karşıyayız. İçeriği ve vurguları açısından belki
de "insan soyunun geldiği noktaya postmodern bir ağıt" da
diyebileceğimiz bu roman, yazarın o çok yatkın olduğu büyülü ve masalsı dokuyu
(muhtemelen bu seferlik) bir kenara bırakıp, biraz "tekinsiz" bir
gerçekçiliğe yelken açıyor.
05 Aralık 2018
Babil dilinde çekilmiş ilk film
Geçen hafta YouTube'da sessiz sedasız paylaşılan "Nippur'lu Yoksul Adam", dünyada Babil dilinde (Akkadca) çekilmiş ilk film. Oynayanlar, Cambridge Üniversitesi Asuroloji bölümü öğrencileri. Hikâye, yaklaşık 3000 yıllık kil tabletlerden deşifre edilen çok eski bir metin. Tabletlerin kırık bölümleri nedeniyle oluşan boşluklar, videoda distorsiyon efektiyle belirtilmiş. Ama hikâye kendi içinde bütünlüğe sahip. Bronz çağında Enlil'in kutsal kenti Nippur'da yaşayan yoksul bir adamın, kendisini aşağılayan Bey'den aldığı intikamı anlatıyor. Altyazı seçeneğini açmayı unutmayın, iyi seyirler :)
29 Kasım 2018
Midgard'dan Valhalla'ya, Kuzey Mitleri
Çok değil, daha bundan on beş yıl öncesine dek, kadim
uygarlıkların kültürel tarihi ve mitolojileri üzerine kitapçılarda
bulabileceğiniz türkçe kaynakların sayısı, iki elin parmaklarını geçmezdi. Eski
Yunan ve Roma söz konusu olduğunda şansınız biraz daha artıyor görünürdü belki
ama onlar da birkaç beylik referans kitabıyla sınırlıydı genellikle. Eski Mısır
ya da Hint uygarlığıyla ilgili bir iki kitaba rastlıyorsanız, kendinizi şanslı
saymalıydınız. Ama kadim Kelt, Cermen ya da İskandinav kültürleri söz konusu
olduğunda yayın dünyamız bir çölden farksızdı. Çaresizce, uluslararası
kaynaklara yöneliyor ve yurtdışından Amazon ya da Barnes&Noble marifetiyle,
yüklü kargo maliyetlerini de göze alarak kitap sipariş ediyorduk. Yabancı dil
bilmeyenler içinse, böyle bir olanak da yoktu.
Neyse ki bu görüntü, özellikle son on yılda hatırı sayılır biçimde değişmeye
başladı. Mitoloji ve kadim tarih alanında, bundan kısa bir süre öncesine dek hayalini
bile kuramayacağımız kadar çok kitap türkçeye çevrilip birer birer
yayımlanırken, henüz çok tatmin edici düzeyde olmasa da, meraklı okuru hoşnut
edecek bir yelpaze de oluştu zaman içinde. Geçenlerde Snorri Sturluson'un sekiz
yüz yıllık Kuzey mitleri derlemesi (Edda'lar) "Viking Mitolojisi"
adıyla yayımlanınca, İskandinav kültürüne ilgi duyan okurlar için küçük bir
seçki yapıp, erişilebilir yeni kaynakları listelemeye karar verdim. Kapsamlı
bir kitap tanıtım yazısı değil elbette; sadece, konuya ilgi duyanların kolayca
göz atabilecekleri kısa bir liste bu. Vakit buldukça, Antik Yunan, Roma, Eski
Mısır ve Yakındoğu'yla ilgili kaynakları da zaman zaman blog'uma eklemeyi
planlıyorum. Böylelikle, epeydir sessiz kalan bu sayfayı da biraz daha işlevsel
hale getirebilirim belki.
19 Ocak 2018
Papirüsten parşömene
Antikçağda Kitap / Horst Blanck / Çev: Zehra Aksu Yılmazer /
ALFA
Bizim günlük konuşmalarda bazen kısaca "yazının ortaya
çıkışı" deyip geçtiğimiz büyük dönüşüm, belki de insan uygarlığının
izlediği seyirdeki en kritik kilometre taşını oluşturuyordu. Duygu ve
düşüncelerin ortak bir sesler sistemiyle iletilebilir hale gelmesini sağlayan
"dil", eğer bu uygarlık macerasında ilk büyük adımsa, o seslerin yine
ortak bir işaret sistemiyle kaydedilebilir hale gelmesi de ikinci büyük adımdı
elbette. O kadar keskin bir dönüm noktası oluşturdu ki insanlık tarihinde,
yazının keşfinden öncesine "tarih öncesi", yazının kullanımından
sonrasına da "tarih çağları" demeye başladık. Üstelik, çok da uzak
bir geçmişe ait değildi bu dönüm noktası; yazı olarak kabul edilebilecek ilk
sistemlerin ortaya çıkışı, günümüzden en fazla beşbin beş yüz yıl önceye
gidiyor. Yazının üzerine kaydedildiği malzemelerin "taşınabilir" hale
gelmesiyle birlikte "kitap" kavramının ortaya çıkışı, daha da yeni;
günümüzden yaklaşık üç bin yıl öncesi. Modern insana en yakın ortak atanın
günümüzden iki buçuk milyon yıl önce yaşadığını dikkate alırsak, bu çok da uzak
bir tarih değil. Basit bir
ölçeklendirmeye başvurarak şematik bir benzetme yapalım: Eğer sadece son bir
yıldır bu gezegende yaşıyorsak, yazıyı da birkaç dakika önce keşfetmişiz gibi
bir şey, yani.
10 Aralık 2017
Tolkien'den Kalevala'ya nazire
Kullervo'nun Hikâyesi / J.R.R. Tolkien / Çev: Çiğdem Erkal /
İthaki
İskandinavya'nın kenarlarında yüzlerce yıl sessiz sedasız
bir eklenti gibi varlığını sürdüren Finlandiya'nın, bütünüyle kendine özgü bir
mitolojiye sahip olduğu, 1830'ların ortalarına dek fazla bilinmedi. Uzun süre
İsveç ve Rusya arasında "paylaşım unsuru" haline gelen bu ilginç
kuzey ülkesi, bağımsızlığını ancak Rusya'daki Ekim Devrimi sonrasında, 1917'de
elde etmişti ama ulusal duyguların uyanışı ve Fin topraklarının kendine özgü
kültürüyle ilgili arayışlar on dokuzuncu yüzyılda iyice hızını almıştı.
Botanikçi, doktor, dilbilimci ve şair Elias Lönnrot, ülkenin değişik
bölgelerini tek tek ziyaret edip sözlü gelenekte yer alan efsane ve hikâyeleri
1835'te bütünlüklü bir metin halinde bir araya getirdiğinde, ortaya çıkan epik
manzum külliyat büyük yankı yaratmıştı. Lönnrot'un "Kalevala"
(Kahramanlar Ülkesi) adıyla yayımladığı bu derleme, izleyen yıllarda eklemeler
ve revizyonlarla son haline getirildi ve Fin tarihinin en büyük edebi yapıtı
dünyaya tanıtılmış oldu. Evrenin yaratılışı ve insanın yeryüzüne yayılışıyla
başlayıp, karanlık ormanlardaki krallıkları, kahramanların serüvenlerini,
aşkları ve savaşları anlatan bu kapsamlı külliyat, aşağı yukarı 22 bin dizeden
oluşuyor ve gruplar halinde bir araya gelmiş 50 şarkıya yayılıyordu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




