26 Temmuz 2017

Yahve’nin izlerini, Piramitler Ülkesi’nde aramak


Mısırlı Musa / Jan Assman / Çev: Bozkurt Leblebicioğlu / İthaki

Felsefe, teoloji ve eskiçağ tarihinin kesişme noktasındaki belki de en popüler tartışmalardan biri, tektanrıcı düşüncenin mümkün olan en eski kaynak ya da esin noktalarını, kadim tarihin derinliklerinde aramak üzerinde düğümlenir. Arkasındaki temel motivasyon ve kullanılan yöntem ya da argümanlardan bağımsız olarak bu konuda en çok gündeme gelen soru ise, kutsal metinler ve tektanrıcı inanç sistemlerinin merkezinde yer alan varsayımsal Musa karakteriyle,  günümüzden yaklaşık 3350 yıl önce kısa bir dönem Eski Mısır’a krallık eden Akhenaton (IV. Amenhotep/Amenofis) arasında elle tutulur bir bağlantının bulunup bulunmadığıdır genellikle. Kimileri bunu, Eski Ahit’le başlayan inanç geleneğindeki ana düşünceyi çok daha eski kaynaklara yaslanarak doğrulama kaygısı uzantısında yaparken, kimileri de Akhenaton bağlantısı üzerinden tektanrıcı düşünce açısından İbrahimî dinlerin “en eski ve özgün” referans noktası olmadığına dikkat çekmeye çalışır. Yirminci yüzyıl boyunca “teolojinin karanlık suları” sınırlarında kalan bu konu ve birlikte getirdiği tartışmalar üzerine çok sayıda kitap ve makale yayımlandığını söyleyebiliriz. Bunların (Türkçe’ye çevrilen) en yeni örneği, ejiptolog Jan Assman’ın “Mısırlı Musa” adlı tartışmalı kitabı. Neden “tartışmalı” olduğuna biraz sonra değiniriz ama ilk aşamada “Kimdir bu Akhenaten” sorusu üzerinden gidip, biraz bilgi tazelemekte yarar var.

Aşk, tutku, aidiyet ve yabancılaşma


Taşlarda Gizli Tanrılar / Kamila Shamsie / Çev: Olcay Boynudelik / Kırmızı Kedi

Kamila Shamsie için edebiyat eleştirmenleri, yirmi birinci yüzyılın en kayda değer yazarlarından biri olduğu yorumunu yapıyorlar. Gerçekten de, 1999’dan bu yana yayımlanan her kitabıyla dikkatleri üzerine çeken ve önemli edebiyat ödüllerine aday gösterilen Pakistan asıllı İngiliz yazar (çifte vatandaş) oldukça kısa sayılabilecek bir zaman dilimi içinde kendi sadık okurlarından oluşan uluslararası bir kitleyi yaratmış durumunda. Yaşı henüz 43; bu nedenle, edebiyat dünyası standartları içinde “genç yazar” olarak anılmayı hak eden isimlerden biri. Ancak “genç” bir yazarın olası (ve normal karşılanabilecek) toyluklarından eser yok Shamsie’nin dili ve üslubunda. Sözcüklerle arasının çok iyi olduğunu hemen hissettiren ve dille ustaca oynamayı seven, olgun bir yazar izlenimini oldukça güçlü biçimde hissettirmeyi biliyor.

Zihnin derinliklerinde saklambaç


Günlük Yaşamın Psikopatolojisi / Sigmund Freud / Çev: Şemsa Yeğin / İthaki

İnsan zihninin işleyiş biçimleri ya da “bilinçaltı” adıyla anılan derin ve karanlık dehlizlerin yaşamlarımız üzerindeki gölgesi söz konusu olduğunda, bugün modern psikolojinin “sacayağı” olarak nitelediğimiz üç büyük usta gelir akla ilkin: Sigmund Freud, Carl Gustav Jung ve Alfred Adler. Üçünün de yaklaşım ve yöntemleri birbirinden belirgin çizgilerle ayrılsa da, deney ve çalışmalarının kesiştiği alanların toplamı, bugünün sürekli genişleyen ve karmaşıklaşan “davranış bilimleri” nehrinin verimli yatağını oluşturmuştur diyebiliriz. Bir zamanlar mistik motiflerle yüklenen “insan ruhu”, Freud, Jung ve Adler’in çalışmaları sonrasında kerameti kendinden menkul ilahi gizemlerin tezahürü olmaktan çıkıp, izlenebilir ve anlaşılabilir süreçleri barındıran bir sistematik içinde ele alınabilir hale gelmiştir. Psikanaliz, son yüzyıl içinde aynı yolu adımlayan çok sayıda bilim insanı ve düşünürün katkılarıyla bugün çok daha ileri noktalara doğru evrilmiş olsa da, bu disiplinin oluşması ve yöntemlerinin detaylanması, bu üç önemli ismin çığır açan katkılarıyla gerçekleşebilmiştir ancak.

Hesabın binlerce yıllık hikâyesi


Rakamların Evrensel Tarihi / Georges Ifrah / Çev: Kurtuluş Dinçer / ALFA

Konusu matematik, sayı sistemleri ve hesaplama yöntemlerinin tarihçesi üzerine kurulu bir kitaptan söz edeceğimi söylesem, muhtemelen birçok okuyucu yüzünü buruşturup, yazının devamına bakmadan sayfayı çevirir. Matematiği, hesap kitap yapmayı, hele de tarihin derinliklerinde gezinmeyi pek de ilgi çekici bulmayan bir toplumsal “direnç damarımız” var çünkü. Sözünü ettiğim kitabın iki kallavi ciltte toplam iki bin sayfadan oluştuğunu da not düşsem, sanırım şansımı iyice zorlamış olurum: “Off, hem matematik, hem de binlerce sayfalık tuğla ciltler; geçiniz hocam, daha eğlenceli bir şeyler yok muydu?”

Kokusu ve sesleriyle, kadim kentten izlenimler


Elias Canetti / Marakeş’te Sesler / Çev: Kâmuran Şipal / SEL

İnsanlarını, değerlerini ve gündelik hayat kültürünü iyi tanımadığınız bir kentin sokaklarında yanınıza rehber almaksızın tek başına gezintiye çıkmak, çok da akıl kârı değildir; hele söz konusu kent, Afrika’nın kuzeybatı ucunda yüzyıllar boyu gizem ve egzotizm tohumlarını yeşertmiş Marakeş ise. Karmaşık mahallelerin yabancı kokulu sokaklarında dolaşırken adımlarınızı dikkatli atmak, insanlarla iletişime geçerken yalnızca sözlerinize değil mimik ve bakışlarınıza da çekidüzen vermek durumunda hissedersiniz kendinizi. Hele Batı kültüründe yetişmiş bir insan için bu denli “uzak” bir kentin tuhaf görünümlü sokaklarını arşınlamak, çok sayıda bilinmeyenin kol kola girdiği bir dünya tarafından kuşatılmak gibidir. Merak ve ilginiz ne denli yoğun, heyecanınız ne denli yüksek olursa olsun, her köşe başında belirsiz bir tedirginliği ensenizde hissederek gezinirsiniz.

Yarını bugünden öngörmenin çok renkli hikâyesi



Geleceği Keşfedenler / Walter Isaacson / Çev: Duygu Dalgakıran / Domingo


Bilimkurgu yazarlarının sevdiği beylik temalardan biridir: Günümüzün laboratuvarlarından birinde bir grup bilim insanı “zaman makinesi” denen fantastik aparatı icat eder ve tarihin derinliklerine doğru yolculuğa çıkarlar. Geçmişteki araştırmalarını tamamlayıp yeniden günümüze dönecekken, her nasılsa yanlarında o çağa ait birini de getirirler ve hikâyenin komedi unsurları devreye girer. Elektrik, telefon, televizyon, otomobil ve hayatımızın içinde varlıkları bize çok normal gelen daha birçok teknolojik aygıt, geçmişten gelen konuk için mucizevi, büyülü, çılgın, hatta “şeytan işi” araçlardır. Onları kavramakta, anlamakta, içine sindirmekte büyük zorluklar çekmekte; trafikten, asansörlerden, büyük binalardan, “düğmesine basınca yanan fener”lerden, “hiçbir at tarafından çekilmediği halde giden arabalar”dan fena halde korkmaktadır.

07 Aralık 2015

Yeni Dünya ve panzehiri


Ada / Aldous Huxley / Çev: Seniha Akar / İthaki

Zehirli bir maddenin varlığını keşfedip onu analizden geçiren bir bilim insanının, bir sonraki aşamada bunun panzehirini geliştirmeye çalışmasına aşinayızdır; bilim dünyasında işler böyle yürür çünkü. Ama ürkütücü ve rahatsız edici bir gelecek öngören “distopya”sını kaleme almış bir yazarın, aradan belli bir süre geçtikten sonra bunun karşı kutbunu oluşturacak bir “ütopya” oluşturması pek de sık rastlanan bir durum değildir. Dünyanın ve insanlığın geleceğiyle ilgili karamsar öngörüleri besleyen bir zihinden, bir süre sonra bütünüyle farklı bir bakışla oluşturulmuş naif ve yumuşak bir model geliştirmesini beklemeyiz. Edebiyat dünyasında böylesi istisnai örneklerden söz edeceksek de, ilk ağızda Aldous Huxley’nin adını sayarız elbette. Kendi oluşturduğu “Cesur Yeni Dünya”sının tedirgin edici mekanikliğine bütünüyle farklı bir dokuya sahip “Ada” ile yanıt veren bu sıradışı yazar, ütopya ile distopyanın aynı zihinde buluşabilmesinin alışılmadık örneklerinden biridir.